reklam marka
Seri İlan
Kategori: Bilgisayar
Kategori: Otomobil
Program Arşivi

Gösterim: 1257
Video Galeri
Sivas Hava Durumu
SIVAS



 
lonca
 
Ergul Şimşek
Asırlık insanımız Baki KOÇAK
28 Aralik 2011, Çarşamba  0:20 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Merak edenler için, Asırlık insanımız Baki KOÇAK’la tatlı bir buluşma daha:

Öteden beri söylüyorum; Suşehri güzeldir, Suşehrili güzeldir, diye. Bu güzelliklerden birini daha 22 Aralık günü yaşadık. Suşehri Derneğinin Genel Kuruluna teklifimizi kırmayarak gelen ve heyecanlı, coşkulu genç Suşehrililerle buluşan Mehmet Ali Efendinin torunu 88’lik delikanlı Baki Koçak sevgili abimiz, bu yaşadığı güzelliğe ve coşkunluğa teşekkür kabilinden olması ve daha dertleşecek, paylaşacak ortak güzelliklerin yaşanabilmesi için şahsımdan ricada bulundular.
 Evladım sizden bir ricam var. Toplantıya gittiğimiz Ahmet ve Mehmet vardı ya onlarla birlikte Özgürlük Parkında bir yemek yiyelim. Siz zamanı belirleyin olur mu, ricaları üzerine Mehmet Çağlar’ın Ankara ve Suşehri iş ziyaretleri sonrasını bekledik ve 22 Aralık günü öğlen saatlerinde buluştuk. Denilen yerde “Gönül ne çay ister ne çayhane, gönül muhabbet ister çay, çorba bahane” misali akşam 21’e kadar devam eden muhabbet. Bu muhabbette neler konuşulmadı ki?
Tekrarının olabilme şansı az olabileceğinden dolayı keşke görüntü kaydına alabilseydim. Zihnimizde kalanları paylaşabilmek için bu satırları yazıyorum.
Anlatılan ortak konu Suşehri ve Suşehrililik, anlatıcılar bizlerin bir iki kuşak önceki isimler olunca hele de bunlardan biri Ahmet KIRCA ise varın muhabbetin boyutunu, dozunu, tatlılığını siz tasavvur edin.
Ağırlıkla Suşehri tarihi olan konulardan konuşuldu. Mübadillikten bahsedildi. Ahmet abi Selanik muhaciri olarak bilinen tabir yanlış. Bizler bir bölümü Makedonya’da kalan ve Selanik’e 150-180 kilometre mesafede olan Karalarlıyız. Oradan tren ve kamyonla Selanik’e gelinmiş 15-20 gün bekledikten sonra gemi ile İstanbul’a Beykoz’a, Beykoz’dan da Giresun’a. Bizimkiler’e Kareysar’da yer verilmiş.
 Büyüklerimiz Kareysar’ı beğenmemiş Suşehri’ne gelmeyi istemişler. Talepleri, kabul görmüş ve gelip yerleşmişler. Hatta bir ememiz daha Kareysar’da iken rahmetli oluyor. Mezarı Kareysar’dadır. Ülkenin en güzel yerlerine yerleştirilmişler. Baki amca, Atatürk Suşehri’ne geldiğinde Mahacir Ana diye birinin bizim eve gelip Atatürk’e yemek yaptığını duymuştum, dedi. Mahacirlerin Atatürk’e karşı sevgileri ve saygıları sonsuz. Atatürk’ün arabası gazinoya doğru hükümet konağına geldiği ve arabadan indiği sırada Ata’ya ayran ikram eden hanım da bu Mahacir anadır. Hatta bu hanımın “Mustafa Kemal Paşa sen çok yaşa” diye bağırdığı da söylenir. Baki amca, sizlerle gelen bir aileyi de bizim bağdaki eve yerleştirmiştik. Onlara hep “bizim mahacirler” derdik. Çok saygılılıklarını gördük, dedi Baki amca. Ahmet abi, onların şimdi emekli öğretmen İlyas Ege’lerin dedeleri İlyas ağalar olduğunu söyledi. İlyas hocayla da bir süredir görüşmemiştim. Muhabbetin tam bu arasında İlyas hocamı telefonla aradım. Bahsedince “Ergül bey ne tesadüf iki gün önce babamla bu konudan hayli bahsetti idik”. Telefona verdim. Baki amcayla sesle de olsa tanışmalarını, babasına selamlarını iletmesini söylemesini de sağladım. 

Bir ara laf Mehmet’in dedesi Şerif ağa’dan açıldı. Şerif ağa’nın akranı olan çocuklarından bahsedildi. Şerif ağanın, maldan mülkten laf açılınca Hasan Efendilerin büyük servetleri, mülkleri bile bir hal oluyor olduktan sonra benim bir iki binanın eseri mi kalır dediği de söylendi. Bir ara Başbakan Şemsettin Günaltay’ın Suşehri’ne geldiğini, toplandık, konuşma yapmasını bekliyoruz. Şöyle bir selamlar selamlamaz hemen koluna girip yemeğe götürdü ileri gelenlerden bazıları. Yemekten sonra konuşur diye bekledik onu da yapmadı, arabasına binmesiyle gitti. Ertesi gün meclisten özel yasa çıktı. Gazyağını farklı fiyattan satmaktan dolayı sıkıntılı günler geçiren hatta Kirtanuslu Şerif ağanın o kaçakları, okula kamyonla geliyorduk kamyon Tönük ırmağında kaldı. Irmağı geçemedi. Şerifağa da babayiğit, gözü pek adamdı. 
Bu iki kişiyi de sırtladı, sırtında ırmağın öbür tarafına geçirdi. Sonra gelip bizi el ele tutturdu. 10-15 çocuğuz, Ortaokula gidiyoruz. Kendisi de bizleri arkalaya arkalaya ırmağı geçirdi idi. Irmak ne ırmak! Suşehri ırmağı, Kareysar ırmağı birleştiği yerin devamında, o zamanlar köprü nerede. Kamyon suya girer çıkamaz, öyle. Neyse karşıya geçirdi. Bizleri bırakmadı. O köylerde o kadar hatırı sayılırdı ki, evlere bizi misafir dağıttı. Bize bir yatak serdiler. Yün, yumuşak, sıcacık! Şu gün olmuş o yatağın tadını, hazzını unutamıyorum. Sabahı atlar kiraladı, iki çocuk bizi bir ata bindirdi kendileri de birer ata oradan Kareysar’a gelmiştik.
 Abdurrahman beğ de ertesi günlerde tevkif olmaya gelmişti ki özel af çıktığını söylediler. Geri döndü. Gazyağı o sıralar yok. Karaborsa. Hasan Kırılmaz “Babamlar bir teneke gazyağı için bir tarla satmışlar!”diyor. Gazyağı o sıralar en makbul şey. Kamyonlarda tenekelerle gelir. Karnesi olanlar alabilirdi. Mehmet Çağlar, Ahmet abi ben İzzet Yüce’nin dükkânının önünde teneke teneke gazyağı tenekelerinin satılmak için istifli vaziyette olduğunu hatırlıyorum, dedi. Baki abi gazinonun orada Belediye bando ekibinin sık sık marşlar çaldığını hatırlarsınız değil mi? Hele eğrilce günleri bahçelere gidişin bir kortej gibi bando önde, bahçelerde eğlence ve piknik için giden çoluk, çocuk insanlar ne kadar da şen ve neşeli idi. 

Facebok’ta Ömer Hayyam’ın bir rubaisini paylaşan Recai Baki Deniz’le bir hayli yazıştık. Yazışma ortamında bu yazılmış rubaiyi bir de Farsça aslından Ahmet Kırca tarafından çevrilmişini okusanız daha da anlam dolu olduğunu ve mana bütünlüğünü fark edeceksiniz. Suşehrili bir insanımızın bu nadide çalışması, otoriteler tarafından da kabul görmüş durumdadır. Gibi muhabbetler ve internet ortamı tanışmasında 7-8 yıldır Ukrayna’da kaldığını ifadesi şahsımın da geçen yıl bu sıralar Ukrayna Kirevograd’da AIR URGA havayolu şirketinin misafiri olarak farklı, heyecanlı ve güzel bir Krismis eğlencesi geçirmem Recai Baki Deniz’le yüz yüze görüşmeyi zaruri kıldı.
 Yakın bir zamanda yemek bahanesiyle bir araya geleceğimizden bahsedildi ve zamanının müsait olması halinde kendisinin de oraya gelmesi talep edildi. Bu gencimiz de akşam geç saatlerinde bize dâhil oldu. Yunus hocalardan. Kemalpaşa mahallesinde evleri büyük ve evlerinin önü en geniş olan aileydi. O çevrede yapılacak mevlitler, nişanlar, düğünler hep bu bahçede, bu avluda yapılırdı. Hele Hafız amcanın titizliği kapıyı, arayı, bahçeyi bırak evinin yanlarındaki yolda, fındık büyüklüğü taşı dahi bulamazsın, ne ince ruhlu insanlarımız vardı! O rahmetli onları bir bir ayıklardı. Baki amca, bu genç Recai bey’in babası Mehmet Baki Deniz, biz Malatya’da görevli iken oraya gelmişti biziz buldu, ziyaret etti. Söylemesi ayıp kıyafetlerini filan da isteyip, yıkadık. Geldiğinde evinde bahsetmiş. O sıralar bit çok. Bu ara Ahmet Kırca, Baki abi Allah bilir ama DDT’yi icat eden insan cennettedir. Ne bela bir şeydi bit yahu, zenginlerde bile vardı!

Evet sevgili dostlar bir için su misali, tatlı tatlı akıp gitmiş veya giden ömürlerden kısacık kesitler.

“Yazılmamış hiçbir şey yaşanmamış demektir”, cümlesinden hareketle tekrar tekrar yaşanması, genç kuşakların bir daha duyamayacakları konularda bilgi sahibi olabilmeleri için naçizane kaleme aldım.
Selam, saygı ve muhabbetlerimle..

Gebze, 25 Aralık, 2011
Ergül ŞİMŞEK
Bu haber 334 kez okunmuştur.
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar
1/10
Lonca
Üye Girişi
Lonca
Röportaj
Suşehri Çakırlı Köyü Dernek Başkanı ile Röportaj,
Lonca
Yazarlar
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
Lonca

Sivas
REKLAM   l  İLETİŞİM   l   KÜNYE   l   GİZLİLİK İLKELERİ   l   RSS